|
|
Www.Hossohbetci.Com " Degisen Dunyanin Degismeyen Yuzu Seviyeli Hossohbet Adresiniz"
ALLAH’A ULAŞTIRAN EN ÖNEMLİ VE GÜVENLİ YOL SÜNNETTİR.
Cenab-ı Hak, kendisine yöneltilecek sevgi yolunun en güvenli ve en kestirme olanını bizlere şöyle gösterir; “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’da sizi sevsin.
Bediüzzaman, bu ayeti kısaca şöyle meallendirir; “Şu ayet diyor ki: Allah’a (celle celâlühü) imanınız varsa, elbette Allah’ı seveceksiniz. Madem Allah’ı seversiniz, Allah’ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah’ın sevdiği zata benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittibâ etmektir. Ne vakit ona ittibâ etseniz, Allah’da sizi sevecek. Zaten siz Allah’ı severseniz, tâ ki Allah da sizi sevsin.”
Bu ayette mantıkta kullanılan ve en kuvvetli kabul edilen bir kıyas metodu hemen kendini göstermektedir. Bu metoda mantık ilminde “Kıyas-ı İstisnai” denilmektedir.. Şöyle ki; “Güneş çıkarsa gündüz olur”cümlesini ele alalım. Bu hükümden hareketle, eğer “güneş çıktı” denilmişse anlaşılır ki, “şimdi gündüzdür. Tam tersi olarak “güneş yok” denilmişse, peşinden hemen “gündüz değil” hükmü verilecektir.
Aynı metod, biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, mezkur ayette de bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, ayet bizlere âdeta şöyle seslenir: Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, Onun habibi, yani en sevgili kulu olan Hz. Muhammed’e (a.sm) tabii olmanız şarttır. Eğer tabi olmuyorsanız, bu demek oluyor ki sizin Allah’a muhabbetiniz yoktur. O halde ne ölçüde Habibullah’a uyarsanız, o ölçüde Allah’ı seviyorsunuz demektir.
Sevgi yerine iman cihetinden de aynı bağlantı kurulabilir. Çünkü Allah’a iman eden kimse, elbette Ona itaat edecektir. Ona itaat yolları içinde en makbulü, en istikametlisi, en ksıası ve en güvenlisi hiç şüphesiz Habibullah’ın gösterdiği ve bizzat takip ettiği yoldur.
Allah sevgisinin Hz. Peygamber (a.s.m) ile bağlantılandırılmasının bire diğer yönü ise Efendimizin “Allah’ın en sevgili kulu yani Habibullah” olmasıdır. Konuyu yine belli bir mantık örgüsü içinde yaklaşacak olursak; Gözümüzün önünde duran kainata bakıldığında , başta üzerinde yaşadığımız dünya olmak üzere, bütün alem nimetlerle dolu bir anbarı andırmaktadır. Sınırsız bir cömertliğe ve zenginliğe sahip olduğunu bu açıdan da bizlere gösteren Cenab-ı Allah, öncelikle şuur sahibi olan bizleri, bunca nimete karşı şükre davet eder gibidir. Dünyanın dört bir yanını sayısısz nimetlerle donatması, bizlere şükrün gerekliliğinin en açık göstergesidir. Kaldı ki, gönderdiği dinler vasıtasıyla bu şükrün gerekliliğini bizlere açıkça bildirmiştir. Böyle bir İlahi emir olmasa dahi bizler mantık yoluyla eşsiz nimetlere karşı şükür vazifesi içinde olduğumuzu anlamamız zaruri idi, ki bunu anlamak gayet kolaydır.
Kainatı bunca nimet ve tarif edilmez güzelliklerle ve sanat eserleriyle donatan Allah-u Teâlâ’nın, şuur sahibi insanlar arasından, diğerlerini temsilen bir elçi ve temsilci seçmesi de gayet normaldir. Ta ki , seçilen bu elçi kendisine muhatap olsun, kullarına karşı tebliğci, tercüman ve örnek olsun. Seçilen o elçinin her yönüyle mükemmel bir kul olduğu, dolayısyla Cenab-ı Hakk’ın eşsiz muhabbetini ve yakınlığını kazandığı aklen gerekli bir neticedir. Kulları içinde en çok sevgisine mazhar olan bir elçisine nbenzeyen veya en azından benzemeye çalışan kullarına sevgi muhabbetinin artması da yine aklen kolaylıkla varılabilecek sonuçtur. Konuya bir başka açıdan daha yaklaşırsak önümüze üç önemli noktanın çıktığını görürüz:
BİRİNCİ NOKTA:
İnsanlar, yaratılışlarından kaynaklanan bir özellikle, güzel, mükemmel ve erişilmez olan herşeye karşı aşırı müthiş bir sevgi ve muhabbet besler. En dar dairede de, en geniş dairede de bu özelliği her an kendisini gözsterir. Hatat, karşılaştığı güzelliğin ve mükemmliğin derecesi arttıkça, o şeye karşı duyulan sevginin derecesi ve şiddeti de artar. Küçük bir çiçekteki güzelliğe duyduğu hayranlıkla, bütün kainatta gizli sayısız. Güzelliklere duyduğu sevgi elbette bir değildir.
Sevgi ve muhabbetin kaynağı ise insanın kalbidir. İnsandaki bu küçücük merkez, küçüklüğüne ters orantılı olarak, bütün kainatı sevecek, bütün kainattaki güzelliklere aşk derecesinde muhabbet duyacak kadar geniştir. Nasıl hafıza yeteneğiyle, binlerce kitabı barındıran bir kütüphaneyi ve bilgiyi elde edebiliyorsa, kalbindeki sevgi kabiliyeti sayesinde bütün âlemi kuşatan bir aşkı içinde barındırabilir. Kainat genişliğinde bir aşkı kuşatabilecek bir kalbe sahip insan, bu yeteneği ile bir adım daha ileri giderek, kâinat sahibi ve yaratıcısına karşı eşsiz ve sınırsız bir muhabbeti de kalbinde barındırabilir. Zira Cenab-ı hak, aslında kalbe o yeteneği de vermiştir. Çünkü insanın asıl görevi Allah’a kulluk olduğuna göre, bu kulluğun özü ve ruhu olan Muhabettulah’ı, yani Allah sevgisi ve aşkını elde etmeye elverişli yaratılmış olması gereklidir. Zaten öyledir de.
Kainatta sergilediği eşsiz güzellik ve mükemmelliklerle asıl kendisine, kendi Cemâl ve Kemâline nazarları çevirmek isteyen Cenab-ı Hak, bir bakıma âlemdeki güzellikleri birer işaret taşı olarak yaratmıştır. Ve insan , fıtratından kaynaklanan özelikle nasıl âlemdeki güzeliklere karşı hayranlık ve bağlılık besliyorsa, o güzelliklerin asıl kaynağı olan Cenab-ı Hakka sınırsız bir bağlılık ve hayranlık besleyecektir.
İnsanda bulunan bu temel özelliğin bir benzeri de, kendisine karşı yapılan iyiliklere ve ikramlara karşı büyük düşkünlük göstermesidir. En küçük bir iyiliğe karşı dahi âdeta köle olur derecede bir bağlılık hissi insanlarda çokça görülür. Aynı bakış açısıyla konuya yaklaştığımızda, yine kainatın insanlara yönelik sayısız nimetlerle, ikramlarla ve hediyelerle dolu olduğunu görürürz. Cansız ve şuursuz maddeler, elementler ve sebepler böyle bir ikramı kendi irade ve istekleriyle yapamayacaklarına göre , bunca hediye ve ikrama karşı büyük düşkünlük gösteren insanoğlu, sonsuz cömertliğe, ikrama ve zenginliğe sahip olan Allah’u Teâlâya sonsuz bir muhabbet beslemesi gerekir. Zaten, bu muhabbeti besleyecek kapasite ve kabiliyete sahiptir insan.
Olaya bir de tersten bakacak olursak; Cenab-ı Hakk’ın güzelliklerine hayranlık ve muhabbet besleyecek özellikte yaratılan insanın, şu âlemdeki güzelliklere duyduğu sevgi, asıl sevgi kaynağının birer damlacığı hükmündedir. Cenab-ı Hakk’ın ikram ve hediyelerine meftun ve muhtaç olan, bu yüzden de yaratıcısına sevgi ve bağlılık hissiyle dolacak bir özelliğe sahip bulunan insanın, yine şu âlemdeki bir takım nimetlere, ikramlara düşkünlük göstermesi, asıl muhabbetin birer küçük parıltıcığıdır.
İKİNCİ NOKTA Muhabbetullahın, yani Allah sevgisinin Sünnet-i Seniyyeye tabi olmayı gerektirdiğini çeşitli defalar ifade etmiştik Bu hükmü anlayabilmek aslında son derece kolaydır. Çünkü Allah’ı seven bir kimse, elbette Onun hoşnut olduğu, istediği davranışları sergileyecektir. Onun hoşnut olduğu, razı olduğu davranış, hal ve hareketleri en mükemmel derecede sergileyen tek insan ise Resûl-ü Ekrem’dir(a.s.m).hareket ve fiillerde benzemek ise iki cihetle gerçekleşir;
Birincisi, Cenab-ı Hakk’ı sevmek cihetinde benzemektir. Bunun için bizlere düşen görev, Resûlüllah’ın Rabb-i Kerim’i nasıl sevdiğini ve bu sevgisini nasıl ortaya koyduğunu taklid etmektir.
İkinci, Cenab-ı Hakkın sayısız nimetlerine, ikramlarına ve ihsanlarına en önemli bir vesile olması açısından, ResÛlüllah’a büyük bir muhabbet ve hürmet besleyip bağlanmaktır. Bir insan gerçekten sevdiği, muhabbet beslediği bir şahsa elbette benzemeye çalışacaktır. Hz.Peygamber’e benzemek ise, ancak onun Sünnet-i Seniyyesine tabi olmakla gerçekleşir.
ÜÇÜNCÜ NOKTA
Cenab-ı Hak, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkları eşsiz bir sevgiyle sevdiğini yarattığı her şeyle göstermiştir. Yarattığı her bir güzellik, akıl almaz mükemmellikteki sanat eserleri ve haikulâde mucize işlerle bu İlahi sevgi bütün âlemi kuşatmıştır. Böylesi eşsiz ve benzersiz bir muhabbete elbette muhabbetle mukabele etmek gerekir. Bu İlâhi muhabbete muhabbetle karşılık veren özellikle şuur sahibi varlıkları Allah, herşeyden daha fazla sevecektir. Bu kullarını öylesine sever ki, bu kez o sevgisini, kendisin, seven kullarına ebedi saadet hayatını vererek, cenneti yaratarak gösterir. Dolayısıyla değil sadece dünya hayatı, ebedi hayat mekanı olan Cennet dahi İlâhi sevginin bir mahsûlüdür. Meseleye Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından yaklaşacak olursak: Allah-u Teâlâ eşsiz, sınırsız ve mükemmel sıfatlara sahiptir. Dolayısıyla Yüce Yaratıcımızın kendisine ait kemâl sıfatlarını aksettiren, yansıtan bütün varlıkları sevmesi, hem de çok sevmesi çok rahat anlaşılır. Bu açıdan , örneğin bir tek çiçekte tecelli eden, kendisini gösteren İlâhi güzellikler ve isimlerin tecellisini, bu küçük varlığa olan İlâhi muhabbetin bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz. Nasıl bir çiçekte tecelli eden İlâhi güzellikler İlâhi muhabbetin birer tezahürü ise, İlâhi cemalin ve güzelliğin en zirve noktada tecelli ettiği Seyyidü’l-Mürselin (Bütün Peygamberlerin Efendisi) ve Sultâbü’l-Evliyâ (Bütün Velilerin Sultanı) olan Habib-i Ekrem’in bu İlahi muhabbete ne derece nail olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. O halde, Allah-u Teâlâ kendi cemalini sevmesiyle, o cemâlin ve güzelliğin aynası olan Habibini çok sevmektedir. Kendi güzel isimlerini sevmesiyle, o ilahi isimlerin en geniş çaplı mazharı olan Habibini ve ona benzeyenleri de sever. Bütün san’at eserlerini sevmesiyle, o eserleri görüp, tefekkür edip “Maşa Allah, Berak Allah, ne kadar güzel san’at eserleri” diyerek takdir eden o Habibini ve onun ardından gidenleri de sever. Yarattığı bütün varlıklardaki güzellikleri sevmesiyle, her türlü maddi ve manevi güzellikleri, suret ve siret güzelliğini üzerinde barındıran Habib-i Ekremini ve ona tabi olan insanları da sever. Demek, Cenab-ı Hakk’ın rahnmetşi nasıl bütün âlemi kuşatmışsa, muhabbeti ve sevgiside bütün kainatı ihata etmiştir. İlahi muhabbete mazhar olan sayısız varlıklar içindeki en yüksek makam ise Hz.Muhammed’e(a.s.m) mahsustur ki, bu yüzden ona “Habibullah” lâkabı verilmiştir. İşte böylesine iç-içe geçmiş sevgilerin kapısını aralamanın yegane çaresi, bizzat ayet-i kerimede ifade edildiği üzere Resûl-ü Ekrem’in Sünnet-i Seniyyesine tabi olmaktır. Sonuç olarak yine deriz ki; Muhabbetullaha, yani Allah sevgisine vasıl olabilmek, Onun en çok sevdiği Resûlünün Sünnet-i Seniyyesine tabi olmaya gerektirir.
! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK KAYIT OLMALISINIZ !
BİNLERCE HEDİYEDEN BİRİNİ KAZANMAK İSTERMİSİN?
HEMEN TIKLA VE ÜYE OL HEM ARKADAŞ HEMDE HEDİYE KAZANMAYA BAŞLA
|