Www.Hossohbetci.Com " Degisen Dunyanin Degismeyen Yuzu Seviyeli Hossohbet Adresiniz"
'Yalnızım çünkü sen varsın'
'gel' desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim
ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki 'kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun'
oysa 'gel' desen gelirdim biliyorsun
yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç…
bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir?
nerde kimi üşüyorsun?
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa 'gel' desen gelecektim …
gün, düşlerime dönüşlerimde,
bakışın içiyor beni gözlerimden …
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
'kimseler biliyor'
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa 'gel' desen gelecektim …
artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe, sana gidiyorum,
göbek çukurumda, sobelere karanlık uyutuyorum…
düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum,
yeni utançlar biriktiriyorum, eski günahlarıma ,
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa 'gel' desen gelecektim…
gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü, uçmak, düşmeyi göze almaktır…
avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim,
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz'ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler…
her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun ,
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente,
içine dert oluyorsun kentin/
dışına yağmur…
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler…
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun…
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa 'gel' desen gelecektim…
susmak, en inatçısı olmaktır yalnızlığın ,
en susmakta neydi öyle?
sen, en dinlerken
biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma …
denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım
siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı ?
ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senelerce yılım,
oysa 'gel' desen gelecektim …
ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum …
en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için …
kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum…
gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime,
can kaybından ölüyorum,
cenazemde namaz kılacağım,
zan altındayım
yalanıma inanıyorum…
yorgun söylentiler kanıyor, solgun yaralarımdan ,
kırılır mı bilmem, hüznümde taşıdığım kin?
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya…
üstü kalsın ihanetimin
'gel' desen gelecektim …
yine bir tren geçiyor içimden,
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı ,
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor,
görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum …
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk ,
geçtiğin yerleri öpüyorum…
yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum,
dişlerindeki nikotin tadı terkimde,
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım ,
tutukla beni gözlerimden…
kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur,
öldü kanımdaki mürekkep balığı,
solumdaki sise, intihar etti intiharlar ,
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek?
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken…
çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum…
yoksun …
bu yağmurlar ıslatmıyor beni,
bir durağa yaslanıyorum sensiz ,
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum,
'gel' desen gelecektim oysa …
kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor,
şimdi herkes, biraz sen, biraz acı…
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme…
şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu,
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum…
çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı ,
gözlerine bekçi sevdam,
dünden ve senden kalmayım …
içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun?
'gel' mi diyorsun ?...
herkes kendi gördüğüne bakar …
peki/ hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu ?
hadi en kanadığımız yerden susalım…
'gel' desen gelirdim,
'git' dedin ve gittin…
Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
Kahraman Tazeoğlu